Hakan Fidan: YPG/SDG-Şam mutabakatı, Türkiye’nin güvenlik sınırları ve bölgesel işbirliği

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar merkezli bir yayın kuruluşunda verdiği röportajda YPG/SDG ile Şam hükûmetinin vardığı mutabakatı değerlendirdi, Türkiye’nin ulusal güvenlik önceliklerini ve bölgesel işbirliği vizyonunu anlattı.
Mutabakata genel bakış: Destek ama kırmızı çizgilerle
Fidan, taraflar arasında bir uzlaşı sağlanmasının prensip olarak desteklenebileceğini vurgulayarak, “Taraflar belirli ilkeler üzerinde uzlaşırsa bunu destekleriz” dedi. Ancak Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarları ve bununla bağlantılı olarak bazı kırmızı çizgileri bulunduğunu belirtti. Fidan, mevcut ateşkesin DEAŞ tutuklularının Irak’a naklini kolaylaştırdığını ve bunun önemli bir gelişme olduğunu söyledi; Türkiye’nin bu süreçte Amerikalılarla işbirliği yaptığını ifade etti.
SDG, PKK ve Suriye’deki yapı
Fidan, SDG’yi “Suriye’deki PKK uzantısı” olarak nitelendirerek, PKK’nın bölgedeki faaliyetlerine dikkat çekti. SDG kontrolündeki bölgelerde hem PKK unsurunun hem de bazı Türk sol gruplarına ait silahlı kişilerin bulunduğunu ve bunların Türkiye’ye yönelik tehdit oluşturduğunu belirtti. “Bunların amacı Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarlarına zarar vermek” değerlendirmesini yaptı ve bu tür tehdit unsurlarının ortadan kaldırılmasının gerekliliğini vurguladı.
Egemenlik ve üniter yapı vurgusu
Fidan, egemen ve üniter devlet ilkesi çerçevesinde Suriye’de birden fazla ordunun varlığının kabul edilemeyeceğini; tek otoritenin komutasında tek bir ordu gerektiğini söyledi. Polis ve güvenlik konularının ise Şam ile SDG arasında düzenlenebileceğini, Türkiye’nin mikro yönetimle uğraşmak istemediğini belirtti.
ABD, Şam ve yeni Suriye düzeni
Fidan, ABD yönetiminin Suriye ile ilgili yaklaşımlarının bazı hedeflerle örtüştüğünü belirtti. Şam yönetiminin uluslararası taleplere yanıt verdiğini, bölge ülkelerinin ve uluslararası aktörlerin Suriye’ye yaralarını sarmada katkı verdiğini ifade etti. Ayrıca Şam’ın DEAŞ karşıtı koalisyona katılmasının anlamlı bir adım olduğunu söyledi.
Gazze, İsrail politikaları ve Türkiye’nin tutumu
Gazze konusuna ilişkin olarak Fidan, Türkiye’nin barış sürecine insani, askeri ve siyasi katkı sağlamaya devam ettiğini, Gazze Yürütme Kurulu’nda aktif olduğunu belirtti. İsrail ile ilişkilerde ise Türkiye’nin eleştirisinin doğrudan İsrail halkına değil, bölgedeki İsrail politikalarına yönelik olduğunu vurguladı; Gazze’ye insani yardımın engellenmesi süreci devam ettiği sürece ticari ilişkilerin normale dönmeyeceğini açıkladı.
İran, bölgesel güvenlik ve caydırıcılık
Fidan, İsrail’in olası İran saldırılarında hedefinin kritik askeri yetenekleri yok etmek olacağını söyledi. İsrail’in İran’da rejim değişikliği isteyebileceğini ancak bunun başarılmasının karmaşık olduğunu; İran halkının dış müdahalelere karşı liderlerin etrafında kenetlenme eğiliminde olduğunu ifade etti. Bölgesel işbirliğinin artırılması için İran’ın bazı politika ve uygulamalardan vazgeçmesi gerektiğini de vurguladı.
Güvenlik şemsiyesi, Körfez ve bölgesel dayanışma
Fidan, Körfez ülkeleri ve bölge aktörlerinin kendi güvenlik düzenlemelerine ihtiyaç duyduğunu, bunun yalnızca caydırıcılıktan ziyade güven inşası ile ilgili olduğunu belirtti. Bölgesel güvenin ulus-devletler arasındaki güven eksikliğinin giderilmesine bağlı olduğunu, hegemonlara bağımlılığın sorunlar doğurduğunu söyledi.
Bölgesel dayanışma platformu hedefi
Suudi Arabistan-Pakistan örneğine değinen Fidan, arayışın daha kapsayıcı bir yapıya doğru olması gerektiğini savundu. Türkiye’nin amacı, zamanla bölgedeki çoğu ülkeyi kapsayan, bölgesel dayanışma ve kurumsallaşma sağlayan bir platform oluşturmak olduğunu belirtti.
Rusya-Ukrayna savaşı ve barış arayışı
Fidan, bugünkü diplomatik çabalarla önceki girişimlere kıyasla bir barış anlaşmasına daha yakın olunduğunu söyledi. Türkiye’nin ateşkes müzakerelerinde, esir değişiminde ve insani konularda kolaylaştırıcı rol oynadığını vurguladı. Ayrıca, olası bir barış anlaşmasının yalnızca Rusya ve Ukrayna arasında değil, Avrupa ile Rusya ilişkilerini de yeniden tanımlayacağını belirtti.
NATO, Avrupa güvenliği ve bağımsız kapasite
Fidan, NATO’nun Transatlantik güvenlik için merkezi olduğunu ancak Transatlantik cephesinde bölünme olması durumunda Avrupa’nın savunma kapasitesini artırması gerektiğini söyledi. Avrupa’nın, Birleşik Krallık, Türkiye ve büyük AB ülkelerinin inisiyatif alarak kendi ağırlık merkezlerini oluşturmasının önemine işaret etti; bunun, büyük güçlere bağımlılığı azaltabileceğini belirtti.
Genel olarak Fidan, Türkiye’nin bölgesel istikrar ve güvenlik için hem diplomasi hem de gerektiğinde güvenlik katkısı ile aktif bir rol üstlenmeye devam edeceğini vurguladı.






