AI’nin bağımsız sinemacılara vaadi: daha hızlı, daha ucuz, ama daha yalnız
Kırsal Hawai’i’de çocukluğunun bahçesinde yürüyen bir Filipinli adamın ayak sesleri çimlerin üzerinde hışırtılar çıkarıyor. Kuş cıvıltıları tropikal bir arka plan oluştururken, yıldız meyvesi ağacının dibindeki bir mabede yaklaşıyor; çerçeveli siyah-beyaz bir fotoğrafa eğiliyor. Bir rüzgâr aniden dalları sallıyor, mabetin içindekiler yere devriliyor. Adam ayağını köke takıp başını çarpıyor. Uyandığında kendini karanlık, puslu bir ormanda buluyor; kil maskeli bir kadın elinde kılıçla üzerinde duruyor.
“Kutsal ağacın altında uyuyan sensin ha?” diye soruyor kadın Ilocano dilinde. Adam kaybolduğunu söylüyor, kaçmaya başlıyor. Kadın hem koşuyor hem de havada süzülüyor; kılıç yükseliyor. Adam bir taş atıyor, maskeyi kırıyor ve yarım yüzünü görüyor — “Anne?” diye soruyor.
Bu, Brad Tangonan’ın kısa filmi Murmuray’ın açılışı. Film, dokunsal doğa çekimleri ve düşsel, desatüre ışık kullanımıyla yönetmenin önceki işlerini anımsatıyor. Tek farkı ise filmin büyük kısmının yapay zeka araçlarıyla üretilmiş olması.
Google Flow Sessions ve yeni üretim araçları
Tangonan, beş haftalık Google Flow Sessions seçkisinin katılımcılarındandı; bu program kreatiflere Gemini, görüntü üreticisi Nano Banana Pro ve film üretici Veo gibi AI araçlarına erişim sağladı. Programda üretilen kısa filmler kapsam ve üslup açısından farklılık gösterdi: Hal Watmough’un gündelik rutini mizahi bir dille değerlendiren işi hipergerçekçi ve karikatürize ögeleri harmanlarken, Tabitha Swanson’ın daha felsefi tonu olan çalışması insan-makine ilişkisini sorguladı.
Etkinlikte gösterilen filmlerden izlenim şu oldu: bu işler rastgele üretilmiş “AI slop” olarak algılanmadı. Katılımcı bağımsız yönetmenler, AI sayesinde bütçe veya zaman yüzünden mümkün olmayacak hikâyeleri anlatabildiklerini söyledi.
Ama bu slop mu?
Endüstrideki en yüksek profilli isimlerden bazıları, generatif AIyi korkutucu bulduklarını açıkça dile getirdi: insan deneyiminin özgünlüğünü kopyalayamayacağı, ortaya çıkan işlerin ruhsuz olduğu yönünde eleştiriler var. Bu eleştiriler, yaratma sürecinin insan elinden alınacağı ve üslupların ortalama bir harmana dönüşeceği kaygısını yansıtıyor.
Yine de katılımcı yönetmenlerin ortak cevabı şu: AI bir araç; arkasında duran ses, bakış açısı ve niyet belirleyici. Tangonan, Murmuray’ın senaryosunu AI kullanmadan yazdığını, görsel referanslar ve shot-list hazırlayıp bunları Nano Banana Pro’ya besleyerek kendi estetiğine uygun görüntüler oluşturduğunu söylüyor. Buradaki fark, aracı kim ve nasıl kullandığınızla ilgili.
Keenan MacWilliam da kendi koleksiyonundan taradığı flora ve fauna görüntülerini kullanarak Mimesis adlı rehber meditasyonunu yarattı; sesini kaydetti, uzun süre birlikte çalıştığı besteci ve ses tasarımcısıyla ilerledi ve mümkün olan yerlerde insan emeğini korudu. Yöntemi, AI’yı başkalarının işlerini harmanlayıp yerine koymak değil, kendi temalarını yeni yollarla açmak üzerine kurulu.
Verimlilik mi, yaratıcılık kaybı mı?
Film bütçeleri; artan prodüksiyon maliyetleri, akış platformlarına yöneliş ve birleşmeler yüzünden sıkışırken, AI stüdyoların verimliliğini artırma vaadi sunuyor. Bu, yüksek maliyetli VFX’leri daha ulaşılabilir kılarak daha fazla hayal gücü gerektiren projenin yeşermesini sağlayabilir. Öte yandan, her şeyin hız ve ölçek odaklı değerlendirildiği bir ortam, sanatsal kaliteyi ve istihdamı tehdit edebilir.
Tangonan, örneğin ormanda havada süzülen kadının sahnesinin, kısa film bütçesiyle geleneksel VFX veya karmaşık mekanik kuruluma göre erişilemez olacağını; AI sayesinde bu fikri gerçekleştirebildiğini söylüyor. Ancak Keenan MacWilliam gibi yönetmenler, verimliliğin yaratıcılığın en iyi dostu olmadığını, hızın bazen yüzeysel çözümlere yol açabileceğini vurguluyor.
Güçlenmek ama yalnızlaşmak
Bağımsız sinemacılar için güçlü araçların bir olumlu yanı demokratikleştirme vaadi; olumsuz yanıysa işin giderek tek kişilik bir hâl alması. Birçok yönetmen, yapabileceklerinin artmasıyla birlikte daha az işbirliği yapma eğilimi gördüğünü; bunun hem üretim sürecini yıprattığını hem de hikâyeyi zenginleştiren kolektif dokuyu zayıflattığını söylüyor.
Yönetmenler artık set tasarımcısı, ışıkçı, kostümcu rollerini de üstlenmek zorunda kalabiliyor; bu durum hem tükenmişlik yaratıyor hem de ekosistemdeki uzmanlıkları görünmez kılma riski taşıyor. Birçok yönetmen gerçek oyuncularla, sinematograf ve departman şefleriyle çalışmayı; AI’yı bütçe veya zamansal kısıtlar nedeniyle tamamlayıcı bir araç olarak kullanmayı tercih ediyor.
Sanatçılar belirlemezse, stüdyolar belirleyecek
AI araçları nötr değil; eğitim verileri, telif hakları ve çevresel maliyetler etik sorular doğuruyor. Bazı modellerin hangi verilerle eğitildiği, hak sahiplerinin rızası ve karbon maliyeti hâlâ tartışma konusu. Deneyenlere yönelik stigma da var: bazı meslektaşlar AI kullananlara tepki gösteriyor, diğerleri ise tamamen reddin sektörü geriletmekten başka işe yaramayacağını düşünüyor.
Bu yüzden yönetmenlerin ve yaratıcı toplulukların şeffaf, etik ve eleştirel tartışmalar yürütmesi önemli. Aksi halde kurallar ve uygulamalar, sanatçıların değil verimlilik odaklı kurumların çıkarlarına göre şekillenecek. Katılımcıların ortak çağrısı şu: AI’yı görmezden gelmek yerine, sınırlarını ve olanaklarını belirlemek için aktif olmak gerekiyor.
Sonuç olarak: AI bağımsız sinemacılara daha önce erişilemeyen görsel imkanlar, hız ve maliyet avantajı sunuyor; ama bu kazanımlar işbirliğini, uzmanlığı ve bazen de sanatın derinliğini zayıflatma riski taşıyor. Gelecek, AI’yı hangi değerlerle kullandığımıza göre şekillenecek—ve bu değeri belirleyecek olanlar sanatçılar olmalı.







