Diplomasi masasında aynı anda askeri güç gösterisi yürütme stratejisini sürdüren ABD, nükleer müzakerelerle eş zamanlı olarak Hürmüz Boğazı ve Umman açıklarına iki büyük uçak gemisi görev grubunu sevk etti. Görevlendirilen ana platformlar arasında USS Gerald R. Ford ile USS Abraham Lincoln bulunuyor. Bu adım, Washington’un uçak gemilerini politik baskı ve caydırıcılık aracı olarak kullanma geleneğinin güncel tezahürlerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Asya’da başlayan model
Amerikan donanımı, uçak gemilerini sistematik biçimde baskı aracı olarak ilk kez Kore Savaşı döneminde kullanmaya başladı. 1960’lardan itibaren Tonkin Körfezi sonrası ve Vietnam Savaşı sırasında yürütülen harekâtlar—özellikle 1972’deki Linebacker II operasyonu—müzakere süreçlerine askeri baskı eklemenin örnekleri olarak kayda geçti.
Körfez ve Irak uygulamaları
1991 Körfez Savaşı öncesi ve 2003 Irak müdahalesi dönemlerinde bölgeye konuşlandırılan uçak gemileri, hava operasyonlarında doğrudan rol aldı. 2019’da Basra Körfezi’ne gönderilen bir başka uçak gemisi konuşlandırması ise resmi açıklamalarda caydırıcılık niyetiyle gerekçelendirildi.
Zorlayıcı diplomasi: Deniz versiyonu
Askerî uzmanlar, uçak gemilerini diplomasi ile eşzamanlı kullanmayı zorlayıcı diplomasi olarak tanımlıyor. 2012’de ve 2017’de farklı krizlerde bölgeye sevk edilen uçak gemileri, müzakereler sürerken siyasi baskı kurma aracı olarak öne çıktı. Bu yaklaşım, güç gösterisiyle siyasi kazanım hedefliyor.
Latin Amerika örneği ve son değerlendirme
2025 sonbaharında bölgesel konuşlandırmalar kapsamında bir uçak gemisinin Latin Amerika-Karayipler hattına sevki ve ardından bildirilen deniz olayları, bu yöntemin sadece Orta Doğu ile sınırlı olmadığını gösterdi. Güncel gönderimler, son yirmi yılın en büyük deniz konuşlanmalarından biri olarak kaydedildi ve yüzlerce hava aracı ile muhtelif deniz unsurlarını kapsıyor.
Ne anlama geliyor?
Uçak gemisi konuşlandırmaları, diplomatik müzakerelerle eş zamanlı yapıldığında taraflara askeri baskı sinyali gönderir. Bu taktik kısa vadede müzakere masasındaki ağırlığı artırabilir; uzun vadede ise gerilim ve yanlış hesaplamalara zemin hazırlama riski taşır. Mevcut gelişme, Washington’un deniz gücünü küresel ölçekte bir baskı aracı olarak kullanma eğiliminin devam ettiğini ortaya koyuyor.